Mayıs13
Bir zamanlar, bir manolya ağacına aşık küçük bir kız varmış. Manolya ağacı bahçenin ortasında duruyormuş. Bu bahçeye bakan yapının en üst katında oturan küçük kız, pencereden sarkar, saatlerce, günlerce bakar dururmuş ağaca. Küçük kız pek minikmiş. Pencereden sarkıp ağaca bakabilmek için bir iskemle üstüne çıkarmış. Anası onu orada yakaladıkça, ”Aman Allah’ım düşecek! Çocuk pencereden düşecek!” diye bağırırmış. Manolya ağacı çok büyükmüş; kocaman dalları, kocaman yaprakları, temiz mendilleri andıran ve çok yüksekte oldukları için kimsenin koparamadığı kocaman ak çiçekleri varmış. Günler boyunca kız bakarken bu çiçeklerin tomurcuklanıp açtığını, derken sarardığını,solup yere düştüğünü görürmüş. Küçük kız birinin gelip de çiçeklerden birini daha solmadan koparacağını düşlemiş her gün. Sabah akşam pencere başından ayrılmayışı bunu beklediğindenmiş. Çevresinde hiç başka ev yokmuş, yanlızca bahçenin bir yanında yüksek bir duvar; duvar terasa dönüşüyormuş, terasa kurusun diye çamaşır asarlarmış. Çamaşırların rüzgarda uçuşmasından kuruyup kurumadıkları anlaşılırmış. Derken bir kadın gelir, hepsini toplayıp bir sepete doldurur, götürürmüş. Ama birgün, kadın geldiğinde çamaşırları toplamaya başlayacağına manolya ağacına bakmaya koyulmuş. Sanki bir çiçek koparıp koparamayacağını çıkarmaya çalışıyormuş. Orada uzun süre durup ağaca bakmış, çamaşırlar rüzgarda uçuşurken. Derken bir adam gelmiş, sarılmış ona. Kadın da adama sarılmış, çok geçmeden yere yuvarlanmışlar, orada soluk soluğa didişerek uzun süre yatmışlar, sonunda da uykuya dalmışlar. Küçük kız şaşırmış; manolyaya bakacaklarına, bir çiçek koparmaya çalışacaklarına neden uyuduklarını anlayamıyormuş. Sabırla uyanmalarını beklemeye koyulmuş. Birden başka bir adam çıkmış ortaya, çok kızgınmış. Hiçbir şey dememiş ama çok kızgın olduğu apaçıkmış, çünkü hemen onlara saldırmış. Önce erkeğe saldırmış, ama o fırladığı gibi kaçıp gitmiş. Bunun üzerine kızgın adam kadına dönmüş; kadın asılı çamaşırların arasında koşmaya başlamış,adam da peşinden.Kadın kaçmış, o kovalamış, sonunda da yakalamış. Sanki hiç ağırlığı yokmuş gibi havaya kadırdığı gibi onu, terstan aşağı manolya ağacının üstüne atmış. Kadının manolyaya ulaşması sanki çok uzun sürmüş, sonunda büyük bir gürültüyle düşmüş dalların üstüne. Tam o anda ,son bir çabayla bir çiçeğe uzanmış kadın ve koparmış. Elinde çiçek, devinimsiz kalmış orada. Küçük kız annesine seslenmiş: ”Anne!” diye bağırmış, ”Kadını manolya ağacının üstüne attılar, bir çiçek kopardı!” Annesi koşarak gelmiş, kadının ölmüş olduğunu haykırmış. O günden sonra küçük kız bir şeye inanarak büyümüş: Bir kadın çiçek koparacak olursa ölmek zorundadır.
_Oriana Fallaci. / Doğmamış bir çocuğa mektup
Nisan16
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…
_can yücel.
Nisan16

All around me are familiar faces
Worn out places, worn out faces
Bright and early for their daily races
Going nowhere, going nowhere
Their tears are filling up their glasses
No expression, no expression
Hide my head I want to drown my sorrow
No tomorrow, no tomorrow
And I find it kind of funny, I find it kind of sad
The dreams in which I’m dying are the best I’ve ever had
I find it hard to tell you, I find it hard to take
When people run in circles it’s a very, very
Mad world
Mad world
Children waiting for the day they feel good
Happy birthday, happy birthday
And I feel the way that every child should
Sit and listen, sit and listen
Went to school and I was very nervous
No one knew me, no one knew me
Hello teacher tell me what’s my lesson
Look right through me, look right through me
And I find it kind of funny, I find it kind of sad
The dreams in which I’m dying are the best I’ve ever had
I find it hard to tell you, I find it hard to take
When people run in circles it’s a very, very
Mad world
Mad world
Enlarging your world
Mad world ………

Nisan16
Sabah telefonun sesiyle uyandım. annem arıyo. “alo” demek için ağzımı açtığımda boğazların nanay olduğunu farkettim. şişmiş fena.. laf arasında sordum tabi bu şişik boğaz konusunda ne yapmam gerektiğini,para gönderdiği müjdesini verip beni ihya eden anneme.ve beklenen cevap geldi=> “nane limon yap.”

telefonu kapattım. ve dank etti..ama ama ama ben nane limon yapmayı bilmiyordum ki… aslında kulağa gayet açık ve net gelio : nane ve limon. yine de emin olmak ister ya insan.ekşi sözlük wikipedia derken öğrendim XD sizlerle de paylaşmaya karar verdim. çok lazım olur bu mevsimde. evet efendim, nane limon nasıl yapılır? :
önce limon,nane,su,kaynatmak için ateşe falan ihtiyacın var bide mümkünse kapalı bi kaba. çünkü halk dilinde “vitaminlerin ölmemesi” ve bize fayda sağlayabilmesi için kapalı kapta yapıcas işlemimizi. limonları kare küp oval nası istiosan doğra, kapalı kaba at, naneyi serpiştir. üzerine kaynattığın suyu boşalt kapat kapağını dinlensin biraz. sonrasında çok soğumadan iç. ha benim gibi çok şekerli sevio isen şayet şeker kat karıştır bi de. Afiyet olsun! ^^,
Nisan12
Herşeyden uzak, gerçekten çok yakın
Ben hayal ettikçe olur.
Ben istersem zaman durur.
İçimden söylesem kim duyar?
Görmeden inan bana.
Gözlerim ellerimde.
Renkler ve sesleri hatırladıkça rüyam;
Akar gider gerçek olur.
Sessizce yükselip göklere
Dokunsam bulutlara.
Herşeyden uzakta:
İnsan ve kargaşa.
Hanginiz farkında?
Çıplak ayaklarıyla, koştu mum çocuk
En güzel rüyasına.
Küçük bir adımla, uçtu mum çocuk
En beyaz bulutlara.
İçimden söylesem kim duyar?
Bilmeden inan bana.
Artık içerdeyim.
Bütün bu düş benim.
Benim boynum ipten
Benim boynum ipten
Benim boynum ipten…..
Son Yorumlar