Temmuz14

açılmış sarmaşık gülleri.kokularıyla baygın.en görkemli saatinde yıldız alacasının.gizli bir yılan gibi.yuvalanmış.içimde keder.uzak bir telefonda ağlayan.yağmurlu genç kadın
rüzgâr.uzak karanlıklara sürmüş yıldızları.mor kıvılcımlar geçiyor.dağınık yalnızlığımdan
===onu çok arıyorum onu çok arıyorum.heryerinde vücudumun.ağır yanık sızıları.bir yerlere yıldırım düşüyorum.ayrılığımızı hissettiğim an.demirler eriyor hırsımdan ===
ay ışığına batmış.karabiber ağaçları.gümüş tozu.gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar.yaseminler.unutulmuş tedirgin gülümser
===çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var.çünkü ayrılık da sevdâya dahil.çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar.her an ötekisiyle birlikteherşey onunla ilgili ===
telaşlı ka.ranlıkta yumuşak yarasalar.gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte.yansımalar tutmuş bütün sâhili.çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var.öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil.çünkü ayrılık da sevdâya dahil.çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
yalnızlık.hızla alçalan bulutlar.karanlık bir ağırlık.hava ağır toprak ağır yaprak ağır.su tozları yağıyor üstümüze
===özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır ===
eflatuna çalar puslu lacivert.bir sis kuşattı ormanı.karanlık çöktü denize
===yalnızlık.çakmak taşı gibi sert.elmas gibi keskin.ne yanına dönsen bir yerin kesilir.fena kan kaybedersin.kapını bir çalan olmadı mı hele.elini bir tutan.bilekleri bembeyaz kuğu boynu.parmakları uzun ve ince.sımsıcak bakışları suç ortağı.kaçamak gülüşleri gizlice.yalnızların en büyük sorunu.tek başına özgürlük ne işe yarayacak.bir türlü çözemedikleri bu===
ölü bir gezegenin.soğuk tenhalığına.benzemesin diye.özgürlük mutlaka paylaşılacak.suç ortağı bir sevgiliyle
===sanmıştık ki ikimiz.yeryüzünde ancak.birbirimiz için varız.ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile.rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp.kristal bir bardak gibi.tuz parça kırılsak da.hâlâ içimizde o yanardağ ağzı.hâlâ kıpkızıl gülümseyen.-sanki ateşten bir tebessüm-zehir zemberek aşkımız===
_Attila İlhan.
Mayıs13
Bir zamanlar, bir manolya ağacına aşık küçük bir kız varmış. Manolya ağacı bahçenin ortasında duruyormuş. Bu bahçeye bakan yapının en üst katında oturan küçük kız, pencereden sarkar, saatlerce, günlerce bakar dururmuş ağaca. Küçük kız pek minikmiş. Pencereden sarkıp ağaca bakabilmek için bir iskemle üstüne çıkarmış. Anası onu orada yakaladıkça, ”Aman Allah’ım düşecek! Çocuk pencereden düşecek!” diye bağırırmış. Manolya ağacı çok büyükmüş; kocaman dalları, kocaman yaprakları, temiz mendilleri andıran ve çok yüksekte oldukları için kimsenin koparamadığı kocaman ak çiçekleri varmış. Günler boyunca kız bakarken bu çiçeklerin tomurcuklanıp açtığını, derken sarardığını,solup yere düştüğünü görürmüş. Küçük kız birinin gelip de çiçeklerden birini daha solmadan koparacağını düşlemiş her gün. Sabah akşam pencere başından ayrılmayışı bunu beklediğindenmiş. Çevresinde hiç başka ev yokmuş, yanlızca bahçenin bir yanında yüksek bir duvar; duvar terasa dönüşüyormuş, terasa kurusun diye çamaşır asarlarmış. Çamaşırların rüzgarda uçuşmasından kuruyup kurumadıkları anlaşılırmış. Derken bir kadın gelir, hepsini toplayıp bir sepete doldurur, götürürmüş. Ama birgün, kadın geldiğinde çamaşırları toplamaya başlayacağına manolya ağacına bakmaya koyulmuş. Sanki bir çiçek koparıp koparamayacağını çıkarmaya çalışıyormuş. Orada uzun süre durup ağaca bakmış, çamaşırlar rüzgarda uçuşurken. Derken bir adam gelmiş, sarılmış ona. Kadın da adama sarılmış, çok geçmeden yere yuvarlanmışlar, orada soluk soluğa didişerek uzun süre yatmışlar, sonunda da uykuya dalmışlar. Küçük kız şaşırmış; manolyaya bakacaklarına, bir çiçek koparmaya çalışacaklarına neden uyuduklarını anlayamıyormuş. Sabırla uyanmalarını beklemeye koyulmuş. Birden başka bir adam çıkmış ortaya, çok kızgınmış. Hiçbir şey dememiş ama çok kızgın olduğu apaçıkmış, çünkü hemen onlara saldırmış. Önce erkeğe saldırmış, ama o fırladığı gibi kaçıp gitmiş. Bunun üzerine kızgın adam kadına dönmüş; kadın asılı çamaşırların arasında koşmaya başlamış,adam da peşinden.Kadın kaçmış, o kovalamış, sonunda da yakalamış. Sanki hiç ağırlığı yokmuş gibi havaya kadırdığı gibi onu, terstan aşağı manolya ağacının üstüne atmış. Kadının manolyaya ulaşması sanki çok uzun sürmüş, sonunda büyük bir gürültüyle düşmüş dalların üstüne. Tam o anda ,son bir çabayla bir çiçeğe uzanmış kadın ve koparmış. Elinde çiçek, devinimsiz kalmış orada. Küçük kız annesine seslenmiş: ”Anne!” diye bağırmış, ”Kadını manolya ağacının üstüne attılar, bir çiçek kopardı!” Annesi koşarak gelmiş, kadının ölmüş olduğunu haykırmış. O günden sonra küçük kız bir şeye inanarak büyümüş: Bir kadın çiçek koparacak olursa ölmek zorundadır.
_Oriana Fallaci. / Doğmamış bir çocuğa mektup
Nisan16
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…
_can yücel.
Nisan12
insanlar sabahları uyanırlar. güneş sabahları doğar. insanlar işe giderler. ayakkabı giyerler. bazen laciverd, bazen siyah, bazen beyaz arabalara binerler. bazen de kahverengi ayakkabı giyerler. hava vardır. su vardır. bazen yağmur ya da kar yağar. kış vardır. kışın hava erken kararır. evlere gidilir. çorba içilir. şeftali yenir. insanlar pazen ya da başka kumaşlardan dikilmiş pijamalardan giyerler. pikniğe gidilir. at vardır. en çok kahverengi ya da ona yakın renklerde atlar olur. bazen taksi tutulur. kuşlar havada uçar. yer vardır. ona basılır. yaz olunca denize girilir. balıklar yüzerler. yeşil vardır.
_ah muhsin ünlü.
Nisan12
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım.
_ah muhsin ünlü.
Son Yorumlar